<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="FeedCreator 1.7.2" -->
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <atom:link href="http://www.donusumuyonet.com/yonetiyorum.rss" rel="self" type="application/rss+xml" />
        <title>yonetiyorum</title>
        <description>yonetiyorum</description>
        <link>http://www.donusumuyonet.com/yonetiyorum.php</link>
        <lastBuildDate>Tue, 22 May 2012 11:57:40 +0100</lastBuildDate>
        <generator>FeedCreator 1.7.2</generator>
        <item>
            <title>İnsanlarla İyi Geçinmek için On Emir</title>
            <link>http://www.donusumuyonet.com/yonetiyorum/insanlarla-iyi-geçinmek-için-on-emir</link>
            <description>&lt;P class=center&gt; 
&lt;LI&gt;1- Dilinize zincir vurun, düşündüğünüzden azını söyleyin. Sakin ve ikna edici bir ses tonuyla konuşun. Ne söylediğiniz kadar nasıl söylediğiniz de önemlidir. 
&lt;LI&gt;2- Bir şey için söz verirken iyice düşünün ve verdiğiniz sözü ne pahasına olursa olsun mutlaka tutun, tutamayacağınız sözler vermeyin. 
&lt;LI&gt;3- Birileri hakkında iyi ve cesaretlenddirici bir söz söyleme fırsatınız olduğunda muhakkak kullanın. İyi bir&amp;nbsp;iş yapılmış işe yapan kim olursa olsun onu daima yüceltin. Eleştirmek gerekiyorsa yapıcı ve yardım edici bir biçimde eleştirin, yıkıcı olmayın. 
&lt;LI&gt;4- Çevrenizdekilerin beklentileri, işleri, ev ve aileleri ile ilgilenin. Siz de onlarla sevinin, onlarla üzülün. Karşılaştığınız herkesin, kim olursa olsunlar,&amp;nbsp;kendisini önemli bir kişi olarak gördüğünüzü anlamasını sağlayın. 
&lt;LI&gt;5- Neşeli olun, çevrenizdekileri küçük sorunlarınızla, sıkıntılarınızla, hayal kırıklıklarınızla&amp;nbsp;yormayın. Unutmayın herkesin bir çok&amp;nbsp;derdi var... 
&lt;LI&gt;6- Açık fikirli olun. Tartışın ama kavga etmeyin. Başkalarının fikirlerine karşı olabilirsiniz ama uzlaşılamaz birisi&amp;nbsp;&amp;nbsp;olduğunuz izlenimini bırakmayın. 
&lt;LI&gt;7- Bırakın erdemlerinizi kendileri hissettirsin. Başkasının arkasından konuşmayın. Asla yanınızda&amp;nbsp;dedikodu yapılmasına izin vermeyin, en büyük zaman kaybı budur ve çok yıkıcı olabilir. 
&lt;LI&gt;8- Başkalarının duygularına özen gösterin. Kişileri rencide edecek şaka ve mizah konuşmalarından kaçının. Bunlar hiç ummadığınız kadar kişileri yaralar.&amp;nbsp; 
&lt;LI&gt;9- Hakkınızda yapılan iğneleyici laflara, olumsuz&amp;nbsp;mesajlara&amp;nbsp;itibar etmeyin. Unutmayın size o mesajı ileten kişinin dünyanın en iyi muhabiri olma ihtimali pek zayıftır. hayatınıza bir şey olmamış gibi devam ederseniz kimse o sözlere itibar etmez. Sinirinizi bozmak ve hazımızlık sizi arkadan vuran hareketlere&amp;nbsp;iter. 
&lt;LI&gt;10- Yaptığınız işler dolayısıyla övülmeniz için uğraşmayın. Siz işinizi iyi yapın ve sabırlı olun. Kendinizi unutun, bırakın başkaları sizi hatırlasın. Böyle bir başarı daha tatlı olacaktır.&lt;/LI&gt;&lt;/P&gt; 
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;EM&gt;Yazan: Ann Landers / Mary Rau-Foster'ın&amp;nbsp; Monday Motivating Moment iletilerinden alınmıştır&lt;/EM&gt;&lt;/P&gt;</description>
            <pubDate>Mon, 20 Jun 2011 11:51:27 +0100</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>CFO ların Değişen Rolü</title>
            <link>http://www.donusumuyonet.com/yonetiyorum/cfo-lar-n-de-i-en-rol-</link>
            <description>&lt;H3 style=&quot;MARGIN: 1em 0in; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=4&gt;CFO ların Değişen Rolü &lt;?&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/H3&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;CFO ya da klasik deyişle Mali İşler Müdürü pozisyonu son yıllarda ciddi bir değişime uğruyor. Artık CFO lar şirketlerin muhasebesinden, hesap kitabından sorumlu kimseler olarak kabul edilmiyorlar. Eskiden iyi bir CFO dan beklenen doğru finansal raporları doğru zamanda üretmesi iken artık CFO ların şirkete değer katması bekleniyor. Zaten teknolojik gelişmelerin sağladığı imkanlar sayesinde artık sayılarla uğraşma işi çok daha mekanik ve hızlı hale geldi. Böylece de finans departmanındaki sorumlu yöneticilerin ürettikleri raporları değerlendirme, yorumlama, yönetimdeki diğer kişilere ve CEO ya analizler hazırlama “what if” senaryoları kurgulamaya vakitleri olabiliyor, olmalı… Bu anlamda artık CFO hem güvenilir bir danışman, hem bir kâhin, hem bir sihirbaz, hem bir idareci (regülatör/governor), hem de tabii raporların efendisi rollerini bir arada oynayan bir yöneticidir. Bu nitelikleri ile CFO, şirketini güçlendiren, onu daha üretken ve verimli yapmada söz sahibi olan, daha çok gelir elde edebilmeyi ve daha düşük maliyetle çalışmayı sağlayabilen, yönetimdeki belki de CEO dan sonraki ikinci en güçlü kişi olmaktadır. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Özellikle son iki yıldır içinden (veya teğet olarak!) geçtiğimiz ekonomik kriz dönemlerinde CFO lar maliyetleri düşürme konusunda en etkin yönetici durumunda oldular. Tabii burada CFO lara düşen görev ne kadar maliyet tasarrufu yapılacağı değil nerelerden ve nasıl maliyet tasarrufu yapılacağı konusuna odaklanmak olmalı, aksi halde maliyet azaltıcı çalışmalar zaman içinde etkisini yitirecektir. CFO lar maliyet azaltmayı daha geniş bir stratejik planın parçası haline getirmeli, bu konuda CEO larını ikna etmelidir. Sonuç itibariyle maliyet azaltma bir defalık yapılan bir egzersiz olmamalıdır sürekli ve sürdürülebilir bir süreç bir yönetim modeli olmalıdır.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Delloite’in bir araştırmasında CFO ların kendi görevlerini 4 ana başlık altında topladıkları görülüyor&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;- Uygulama bağlamında Katalizör&lt;BR&gt;- Performans bağlamında Stratejist&lt;BR&gt;- Kontrol bağlamında Bekçi&lt;BR&gt;- Verimlilik bağlamında Operatör &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Böyle bakıldığında CFO, “katalizör olarak stratejilerin hayata geçirilmesinde hızlandırıcı ve kolaylaştırıcı bir rol üstlenir, “stratejist” olarak finans perspektifini kullanarak risk farkındalığını yaratır, hissedar değerini arttırmayı amaçlar, “bekçi” olarak şirketin mali raporlarının doğruluğundan ve kontrol edilebilirliğinden sorumludur, “operatör” olarak verimliliğe ve maliyete odaklanır.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Ne üst yöneticiler ekiplerindeki CFO ları eskiden olduğu gibi sayılarla uğraşan “defterleri düzgün tutan” muhasebeciler gibi görmeli, ne de CFO lar kendi rollerini olduğundan aşağı algılamalıdır. CFO ların da en az şirketteki pazarlama ve satış yöneticileri kadar “iş” odaklı olması gerektiğini “işin içinde” olması gerektiğini kabul etmek durumundayız. &lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt&quot;&gt;&lt;p&gt;&lt;FONT size=3 face=&quot;Times New Roman&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/FONT&gt;&lt;/p&gt;&lt;/P&gt;</description>
            <pubDate>Fri, 11 Mar 2011 16:40:12 +0100</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>Dönüşümcü Liderlik Üzerine</title>
            <link>http://www.donusumuyonet.com/yonetiyorum/d-n-mc-liderlik-zerine</link>
            <description>&lt;H3 style=&quot;MARGIN: 1em 0in; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=4&gt;Dönüşümcü Liderlik Üzerine &lt;?&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/H3&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Geleneksel lider şöyle der: &quot;ben liderim, sen takipcimsin...bende senin ihtiyacın olan bir şey var (para), sende de benim ihtiyacım olan bir şey var (emek), gel bunları değiş tokuş edelim&quot;...Dönüşümcü liderler ise ilişkinin daha büyük boyutta olduğunu farkındadır...birlikte çalıştıkları insanları sadece profesyonel anlamda değil, aynı zamanda kişisel olarak da ( duygusal ve enellektüel düzlemlerde) yönlendirir.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bu yeni paradigmada dört tane tartışılmayacak insan ihtiyacının tatmin edilmesi gerektiğini dönüşümcü lider farkındadır:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;1- sevmek ve sevilmek ihtiyacı: burada sevgiden kasıt bir başkasına onun iyiliği için yönlendirilmiş odaklanmış ilgi ve eylemlerdir,&lt;BR&gt;2- gelişme ihtiyacı: tabiatta hiçbir yerde stabilite göremeyiz. Lider olarak, çalışan olarak, insan olarak insanların gelişmesine izin veren bir kültür yaratarak kapasitelerimizi geliştirmekteyiz,&lt;BR&gt;3- katkıda bulunma ihtiyacı: bu iki kutuplu bir kavramdır. Bir kutupta katkıda bulunmayan yok edilir ki bunu tabiatta her zaman gözleyebiliriz, diğer kutupta ise beligin bir şekilde katkıda bulunduğumuz zaman ait olduğumuzu hissederiz. Çalışanlar doyumsamış ve güçlenmiş hissedebilmek için bütüne katkı yapmakta olduklarını bilebilmelidirler,&lt;BR&gt;4- anlam ihtiyacı: insanoğlu anlam arayan bir varlıktır. Daha geniş manada bir amaca hizmet ettiğimizi farkında değilsek tatmin olamayız.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Dönüşücü liderler bu dört ihtiyacın tatmin edilebilmesinin güç bir şey olduğunun farkındadır ama günlük faaliyetler esnasında bu ihtiyaçlar tatmin edildiğinde çok müthiş gelişmeler olabilir, insanlar içgüdüsel olarak daha büyük oynarlar, daha tutkulu gözükürler, daha yaratıcı olurlar ve daha etkin çalışırlar....&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;EM&gt;Dr. Cleve Stevens'in HBR daki blog postinginden alınmış&amp;nbsp;bir bölüm... &lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/EM&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt&quot;&gt;&lt;p&gt;&lt;FONT size=3 face=&quot;Times New Roman&quot;&gt;&lt;EM&gt;&amp;nbsp;&lt;/EM&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/p&gt;&lt;/P&gt;</description>
            <pubDate>Fri, 11 Mar 2011 16:39:35 +0100</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>Düşük Maliyetli Rakiplerle Nasıl Mücadele Etmeli</title>
            <link>http://www.donusumuyonet.com/yonetiyorum/d-k-maliyetli-rakiplerle-nas-l-m-cadele-etmeli</link>
            <description>&lt;H3 style=&quot;MARGIN: 1em 0in; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=4&gt;Düşük Maliyetli Rakiplerle Nasıl Mücadele Etmeli &lt;?&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/H3&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;EM&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;McKinsey Quarterly'&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/EM&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;in Haziran 2010 sayısında &lt;EM&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Adrian Ryans&lt;/SPAN&gt;&lt;/EM&gt;'ın &quot;&lt;EM&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;When Companies Underestimate Low-cost Rivals&lt;/SPAN&gt;&lt;/EM&gt;&quot; (Şirketler düşük maliyetli rakiplerini önemsemediğinde) başlıklı ilginç bir makalesi çıktı. Ryans bu konuda&amp;nbsp;kitabı&amp;nbsp;da olan IMD İsviçre'de görev yapan bir pazarlama ve strateji profesörüdür.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Hem onun yazdıkları hem de kendi deneyimlerinden konuya ilişkin notlarımı aktarmak istiyorum:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Pazarın güçlü markası olan üst kalite ürün üreten bir oyuncusu iken&amp;nbsp; birden düşük maliyetli bir rakip karşınıza çıktığında ne yaparsınız? Cevap vermeli misiniz? Stratejinizi bu yeni rakibe göre uyarlayacak mısınız, yoksa birşey olmamış gibi devam mı edeceksiniz? Bu hakikaten zor bir soru... Genellikle büyük oyuncular, ya düşük maliyetli bir rakibin pazarlarına girip altlarını oymakta olduğunu hiç farketmiyorlar ve farkettiklerinde iş işten geçmiş oluyor, ya da farketseler bile geleneksel rakiplerine o derece odaklanmışlar ki bu yeni rakibi önemsemiyorlar.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Düşük maliyetli rakipler pazarda nasıl&amp;nbsp; pay alıyor? &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;- Pazarın gelişmemiş ya da az gelişmiş segmentlerine giriyorlar, bu durumda bunların elde ettikleri satış payları uzun süre hiç fark edilmiyor. Özellikle gelişmekte olan&amp;nbsp;ülkelerde/piyasalarda kırsal kesimlerde bulunan pazarlar hakkında güncel ve sağlıklı veriler olmadığı için, buralarda oluşan bir rakibin gücü ve etkisi olduğundan küçük ya da önemsiz olarak algılanıyor, hatta bir müddet hiç farkedilemiyor bile...Bazen girdikleri segmentler zaman içinde bu yeni girenlerin çabası ve fiyat avantajı ile büyümeye başlıyor. Mesela &lt;EM&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Ryanair &lt;/SPAN&gt;&lt;/EM&gt;ucuz uçuşlarla pazara girdiğinde o zamana kadar hiç seyyahat etmeyen, ya da az seyyahat eden insanlar onunla uçmaya başladılar. Bu insanlar büyük havayollarının müşterisi değillerdi ama bu düşük gelir gurubu müşteri segmenti&amp;nbsp; &lt;EM&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Ryanair &lt;/SPAN&gt;&lt;/EM&gt;ve benzeri düşük fiyatlı havayollarının kampanyaları ile hizla büyüdü ve önemli bir segment haline geldi. Büyük havayolları kendi aralarında tepişmekten oluşan bu yeni rakibi ve yeni pazarı oldukça geç farkına vardı, halbuki birçoğu için kurtuluş olabilecek bir segmenti bu küçük ve yeni rakip bulmuş geliştirmiş ve sahip olmuştu bile...&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;- Bazen düşük maliyetli oyuncular büyük oyuncuların yapamayacağı şeyleri kolayca yapacak yöntemler geliştirerek kendilerine gedik açabiliyorlar. Büyük oyuncuların&amp;nbsp; ürünlerini kopyalıyorlar ve onları daha ucuza mal ediyorlar....&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;- Bazen de düşük maliyet avantajı ile&amp;nbsp; büyük oyuncunun sunduğu bir ürünü veya sağladığı bir hizmeti geliştirerek &quot;hem daha iyisi, hem de daha ucuzu&quot; yaklaşımıyla sunuyorlar...veya özellikle B2B pazarında daha uygun fiyatlı alternatif hammaddeleri teknik destek vererek yeni formülasyonlar önererek müşterilere sunuyor ve büyük oyuncunun müşterisini elinden alıveriyorlar.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Peki bunlarla nasıl mücadele edeceksiniz?&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;En bilinen yol düşük maliyetli rakibe girdiği segmentte aynı fiyat yapısı ile cevap vermek...Veya müşterilere yeni rakibe göre çok daha kapsamlı çözüm ortaklıkları sunmak yani aldığınız fiyat farkının karşılığını vermek. Ürününüzün kalitesinden taviz vermeden satış sırasında ve sonrasında sağlayacağınız servislerle müşteriyi elinizde tutmaya devam etmek.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Fiyat rekabetine girmek aslında büyük oyuncu için ölümcül bir yol olabilir. Eğer gerçekten aşırı kar marjlarıyla çalışmıyorsanız bu yeni rakibin fiyat avantajına da sahip değilsinizdir ve yapacağınız indirimler kârlılığınızı ciddi oranda etkilecektir. Aynı ürünü ucuza sunmak yerine, mevcut ürünün&amp;nbsp; ucuzlatılmış bir versiyonunu başka bir marka ile sunarak rakiple mücadele etmek de sık kulanılan bir yöntem. Burada esas markada bir kâr kaybı olmazken, yeni ve ucuz markada reklam tanıtım giderleri olmadığı için, hatta marjinal maliyet anlayışıyla bazı maliyet unsurlarını göz ardı etmek mümkün olduğu için ucuz fiyat yapısı oluşturuluyor ve yeni rakibin önü kesilmiş oluyor. Türkiye'de bir dönem özellikle Konya ve Karamanda ortaya çıkan bisküvi üreticileri (örneğin Bifa) pazarın ana oyuncuları olan Eti ve Ülker'i zorlamaya başladı, buna en doğru cevabı Ülker&amp;nbsp;&quot;Halk&quot; diye yeni bir marka çıkarıp&amp;nbsp; farklı dağıtım kanalıyla&amp;nbsp; pazara sürerek verdi. Ürün hem Ülker'in teknolojik gücü dolayısıyla kaliteli, hem de ilave kapasite kulanımı sağladığı ve görece daha ucuz üretim yapabilen tesislerde üretildiği için ana markadan daha ucuz bir fiyatla satılabiliyordu. Hiçbir zaman Halk bir Ülker markası olarak lanse edilmedi böylece ana marka bu hamleden zarar görmedi ama toplamda ucuz üreticilere çok sınırlı bir pay kaptırılmış oldu, önleri kesildi. Bu yöntemde&amp;nbsp; düşük maliyetli rakibinizin kötü bir kopyası olmak gibi bir risk olduğunu da unutmayalım. Örneğin &lt;EM&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Pegasus&lt;/SPAN&gt;&lt;/EM&gt; havayollarının Türkiye'de oluşturduğu uçakla ucuz seyahat kavramını taklit etmeye çalışan &lt;EM&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Türk Hava Yolları Anadolu Jet&lt;/SPAN&gt;&lt;/EM&gt; ile bence kötü bir taklit oluyor ve daha da önemlisi marka ayrıştırması yeterince keskin yapılamadığı için tüketici Anadolu Jet'ten THY kalitesi bekliyor veya orada yaşadığı sorunları derhal ana markaya taşıyor. Ama bileti aynı kanaldan satarsanız, hatta THY bileti aldığını sanan müşteriniz Anadolu Jet'le uçacağını sonradan anlıyorsa, yer hizmetlerinde aynı ekip varsa&amp;nbsp;bu sonuç kaçınılmaz değil mi?&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bir başka mücadele yöntemi sürekli farklılaşma, yenileşme ve tüketiciye sahip olunan teknolojik avantajların yardımı ile yeni ve farklı işlevler sunabilme olabiliyor. Ürettiğiniz ürün ne kadar sofistike olursa o kadar taklit edilmesi güçleşecektir. Özellikle hızla büyüyen Çin ve uzakdoğu pazarı hem işgücü maliyetinin avantajını hem de çok hızlı bir taklit etme becerisini kulanarak hemen her sektörde sorun olmaya başlıyor. Bu noktada tüketicinin üründen bireysel beklentileri (hijyen, sağlık kaygısı, dayanıklılık) yanı sıra toplumsal beklentilerini (emek istismarı, çocuk işçi kullanımı, fair trade ilkelerine uymama, yeşil enerji beklentisi vs.) değerlendirmek ve bunlardaki farklılığı marka ile beraber öne çıkartmak da ayrıştırıcı bir yöntem olabilir.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Sonuç olarak pazarın&amp;nbsp; hakim oyuncusunun hep aşağılarda, gerilerde, görünmeyen köşelerde neler olduğunu izlemesi, farkedilmeyen yeni rakiplerin olup olmadığını görmesi gerekir. Kendi pazarında güncel bir tehdit olmasa bile benzer başka pazarlarda yaşanan gelişmeleri izleyip buradaki trendlere daha gelmeden önlemler hazırlamak da çok yararlı ve gereklidir.&amp;nbsp; Örneğin yılardır kıta Avrupasında ve özellikle Almanya'da büyüyen hard-discount marketçilik trendini izlemesine rağmen buna karşı bir önlem geliştirme ihtiyacı hissetmeyen Britanya parekendecileri, discount akımı adaya sıçradığında hazırlıksız yakalandılar. Halbuki tehdit apaçık ortadaydı ve er geç gelecek idi.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bu noktada önceki postingimde bahsettiğim rakibin stratejilerini onun ayakkabısını giyip kurmaca yaparak tahmin etme yönteminin önemini bir kez daha vurgulamakta yarar var.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Siz de&amp;nbsp; bu konudaki deneyim ve önerilerinizi benimle paylaşın. &lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt&quot;&gt;&lt;p&gt;&lt;FONT size=3 face=&quot;Times New Roman&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/FONT&gt;&lt;/p&gt;&lt;/P&gt;</description>
            <pubDate>Fri, 11 Mar 2011 16:38:01 +0100</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>HATASIZ KUL OLMAZ</title>
            <link>http://www.donusumuyonet.com/yonetiyorum/hatasiz-kul-olmaz</link>
            <description>&lt;H3 style=&quot;MARGIN: 1em 0in; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=4&gt;HATASIZ KUL OLMAZ &lt;?&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/H3&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;İş hayatındaki önemli sorunlardan biri de hata yaptığımızda nasıl davranacağımız konusudur. Özellikle genç yöneticilerde yapılan hataları gizleme, saklama veya hatalardan ötürü başkalarını suçlama eğilimi fazladır.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Öncelikle şunu &lt;?&lt;span&gt;&lt;span&gt;kabul&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; edelim, bir işyerinde bir günden daha fazla süre çalışmış olan her kişi muhakkak en az bir hata yapmıştır. Şunu da kabul edelim ki en başarılı yöneticiler de dâhil hepimiz her an hata yapabiliriz ve yapmışızdır. Başlıktaki gibi söylersek “hatasız yönetici olmaz”. Aslına bakarsanız yaptığımız hatalar hem bireysel hem de örgütsel anlamda yeni şeyler öğrenmemizi sağlama açısından&amp;nbsp; önemli bir araçtır.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Hiçbir yönetici yaptığı hatalar dolayısıyla (tabii anormal derecede ölümcül veya davranışsal açıdan, etik açıdan kabul edilemez gayri ahlaki hataları kastetmiyoruz) kariyerinde ciddi kayıplara uğramamıştır.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;HBR bloglarında bu konuda Amy Gallo’nun postinginden de yararlanarak görüşlerimi açıklamaya çalışacağım.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Hata yapılır bu kaçınılmaz, önemli olan sonrasında nasıl davranacağımız. Öncelikle ve en önemlisi hatamızı dürüstçe kabul etmektir. Bu bir grubun kolektif hatası olsa bile bu hatada bizim payımızın ne olduğunu belirleyip itiraf etmekten çekinmeyeceğiz. İkincisi, geriye değil ileriye bakacağız, hatamızı bir fırsata dönüştürüp ondan bir şeyler öğrenip liderlik ve yöneticilik yetilerimizi geliştireceğiz. Şeffaf olacağız, başkalarını suçlamaktan kaçınacağız. Eğer sebep olduğumuz hatadan ötürü başkaları zarar gördü ise zarar gören kişilerden alenen özür dilemesini de bileceğiz. Bunu bir e-mail ile tüm ilgili taraflara yazabiliriz. Tabii özür dilerken aşırıya kaçmak ya da savunmada kalmak da doğru değil. Eylem-odaklı olacağız, evet hatadır oldu, şimdi ne yapacağız, nasıl onarabiliriz, gelecekte aynı hatanın tekrar etmemesi için ne gibi önlemler alıyoruz veya alınmasını öneriyoruz bu konuları da açık yüreklilikle ortaya getirmek tartışmak gerekli ve yararlıdır. Tabii ortaya çıkan istenmeyen bir sonucun oluşmasında sizin yanlış veya eksik bir kararınız rol oynadığı kadar, içsel ve dışsal çevre faktörleri de etkin olmuş olabilir. Bunları da objektif olarak saptayıp ortaya koymak diğer çalışanların ve üst yöneticilerin hatada sizin payınızı olduğundan fazla görmemelerini sağlamak açısından önemlidir.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Hata yapıldığında hata yapan kişi ile ilgili bir güven sorunu ortaya çıkması beklenen bir sonuçtur. Hem üstleriniz, hem eşitleriniz, hem de astlarınız sizin kararlarınıza olan güvenlerini sorgulayacaklardır. Bu yıpranan güveni yeniden kazanmak için sonraki günlerde alacağınız kararlarda, yapacağınız eylemlerde çekingen ve tutuk davranmayın, hatanız sizi korkak yapmasın. Hatanızın bilincinde olduğunuzu ve düzeltici önlemlere vakıf olduğunuz çevrenizdekiler ne ölçüde bilirse o kadar çabuk size olan güvenlerini de tazelerler. Tabii bazen kişilerin güvenini kazanmak bir zaman gerektir, yaralar hemen kapanmaz, sabırlı olun yılmadan kendinizi göstermeye çalışın.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Özetlersek, hatanızı gizlemeyin, en büyük hata hatayı saklamaktır. Sorumluluğu yiğitçe üstlenin (ama aptalca başkasının hatasını üstlenmeyin). Hatanızdan ders aldığınızı açıkça ortaya koyun, size güvenilebileceğini gösterin. Gerekiyorsa özür dilemekten gocunmayın, ama asla başkalarını suçlayan bir savunma yapmayın. Tabii yönetici ve insan olarak yapmamamız gereken etik hataları hiç yapmayın (yani çalmayın, yöneticinizin, arkadaşınızın eşi ile işi pişirmeyin, şirketin sırlarını rakiplere vermeyin, dedikodu yapmayın…). Hata yaptınız diye korkup yeni aksiyonlar almaktan çekinmeyin.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Genç yöneticilerin hata yaptıklarında güvendikleri tecrübeli yöneticilere (şirket içinde veya dışında) danışmaları, onlarla durumu tartışıp ne yapılsa idi bu hata olmazdı, şimdi ne yapılabilir gibi konularda destek almaları da çok yararlı olabilir.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Benim şahsi bir gözlemim Türk yöneticilerin hatalarını açıkca itiraf etmek konusunda&amp;nbsp; yabancı yöneticilere göre daha çok zorlandıkları yönündedir. Bu sonucun oluşmasında&amp;nbsp; ulusal kişilik faktörlerinin etkisi ne ölçüdedir bilemiyorum ama Türk üst yöneticilerin&amp;nbsp; astlarının hatalarına karşı gösterdikleri tavrın da buna neden olduğunu düşünüyorum. Hatayı yapan kadar hatayı gören veya itirafı dinleyen yöneticinin de doğru davranışları göstermesi beklenir. Kendisine dürüstçe hata yaptığını açıklayan bir yöneticiye hakaretler eden, aşağılayan, hatta işine orada hemen son veren bir yönetici kısa süre sonra bölümünde kimsenin yaptığı hataları açıklamayacağını ve herkesin herşeyi gizleyeceğini bilmesi gerekir. Böyle kötü yönetilen şirketlerde şeffaflık yerini kapalı ve gizlemeci bir şirket kültürüne bırakır.Herkes herşeyden ve diğerlerinden şüphelenir. Kişiler başkalarının hatalarını bularak onların şirketteki pozisyonuna zarar vermek için çalışır. Zaten bizde özellikle geleneksel şirketlerdeki ve tabii devletteki&amp;nbsp;&quot;teftiş&quot; ve &quot;müfettiş&quot;&amp;nbsp;kavramlarının gerisinde de&amp;nbsp; kimsenin hatasını&amp;nbsp; açıklamayacağı ve herkesin heşeyi gizleyeceği, dolayısıyla birilerinin bu gizlenen hataları ve &quot;suçlu&quot;ları bulması ve &quot;cezalandırılmak&quot; üzere üst makamlara rapor etmesi gerektiği olgusu yatmıyor mu?&amp;nbsp; Türk şirket kültürünün oluşumuna devlet bürokrasisinden sirayet eden bir başka kötü alışkanlık daha...&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Hataların açıklanması ve açıklanan hatalara nasıl davranılması gerektiği konusunda çok güzel bir örneği Akın Öngör’ün “&lt;EM&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Benden Sonra Devam&lt;/SPAN&gt;&lt;/EM&gt; “ adlı kitabında bulacaksınız. Akın Bey yanında Hazine Müdürü olarak çalışan şimdiki Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen’in bankayı ciddi zarara sokan bir yanlış işlemle ilgili nasıl kendisine gelip durumu anlattığını, hatasını kabul ettiğini, hatta istifasını sunduğunu, kendisinin de&amp;nbsp; onu nasıl sakinleştirdiğini, durumu beraberce patrona nasıl anlattıklarını &amp;nbsp;ama bu durumun Ergun Bey ile Akın Bey arasındaki güveni asla zedelemediğini çok güzel açıklıyor. Nitekim bu ölçüde büyük bir hata yapan yöneticiyi bankanın ana hissedarı daha sonra genel müdür yapıyor!&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Doğrudan doğruya hatalarla ilgili olmasa da, alınan kötü performans sonuçları söz konusu olduğunda, yöneticilerin sıkça bu performans kaybının gerekçelerini hep kendi dışlarında aramaları, başkalarını, özellikle de piyasayı, rekabet şartlarını, ellerindeki imkânların kısıtlı oluşunu mazeret olarak göstermelerini önemli bir &quot;hata gizleme modeli&quot; olarak gördüğümü de belirtmek istiyorum. &lt;BR&gt;Oldukça uzun iş yaşamımda en çok satış hedeflerinin, pazar payı hedeflerinin&amp;nbsp;veya karlılık hedeflerinin tutturulamadığı zamanlarda duyduğum bu tür “savunma”ların, tıpkı hatalarımız gibi daha cesurca ele alınması gerektiğine inanıyorum. Eskiden çalıştığım bir şirkette şirketin Yunanistan’daki bölümünün yöneticisi bir bölge toplantısında, o tarihte Yunanistan’da yapılan olimpiyatları sunumunun bir yerinde satış düşüklükleri için mazeret olarak gösterip, sonra bir başka bölümde gelecekteki yüksek satış hedeflerinin de gerekçesi olarak da anlattığında (hem de ikisine de aynı ölçüde inanarak)&amp;nbsp;toplantıdaki herkesin bıyık altından nasıl gülümsediğini unutmuyorum. &lt;BR&gt;Bu tür mazeretleri genelde sonuçlarla ilgili yöneticiler kendi aralarında uzun uzun konuşup önce kendilerini inandırırlar ve sonra da tamamen inanmış olarak sunarlar. Durum o hale gelir ki alınan kötü sonuçta satış teşkilatının, pazarlama&amp;nbsp;yetkilisinin&amp;nbsp;hiçbir kusuru yoktur! Tüm suç yavaşlayan piyasada, para sıkışıklığında, ekonominin içinde bulunduğu durumdadır. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Özeleştiri bizi gelecekteki hatalardan korur, kariyerimizi güvence altına alır.&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Son söz: Hatamla sev beni…&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt; &lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt&quot;&gt;&lt;p&gt;&lt;FONT size=3 face=&quot;Times New Roman&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/FONT&gt;&lt;/p&gt;&lt;/P&gt;</description>
            <pubDate>Fri, 11 Mar 2011 16:36:48 +0100</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>İş Değişikliği Yaparken Yanılgılardan Uzak Durun</title>
            <link>http://www.donusumuyonet.com/yonetiyorum/i-de-i-ikli-i-yaparken-yan-lg-lardan-uzak-durun</link>
            <description>&lt;H3 style=&quot;MARGIN: 1em 0in; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=4&gt;İş Değişikliği Yaparken Yanılgılardan Uzak Durun &lt;?&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/H3&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;HBR da&amp;nbsp; Monika Hamori'nin &quot;&lt;EM&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Managing Yourself: Job-Hopping to the Top and Other Career Fallacies&quot;&lt;/SPAN&gt;&lt;/EM&gt; isimli makalesini okuyunca&amp;nbsp; kendi tecrübelerimden yorumlar da ekleyerek önemli kısımlarını sizlerle paylaşmak istedim.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;İş hayatında 1980 lerden sonra yöneticiler arasında şirketten şirkete geçerek yükselme şeklinde bir trend var. Hatta yazarın belirttiğine göre ExecuNet isimli bir kariyer ağının araştırmasında yöneticilerin bir şirkette ortalama&amp;nbsp; çalışma süresi 3,3 yıl olarak saptanmış.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Sonuç itibariyle&amp;nbsp; kariyerinizde yükselmek istiyorsunuz ve bunun için temel iki seçenek var, ya bulunduğunuz şirkette sebat edip uzun yıllar çalışacaksınız, ya da çapraz sıçramalarla iş değiştirerek ilerleyeceksiniz. Hangisi doğru?&amp;nbsp; Yazar kendi araştırmalarına dayanarak ilki doğrudur diyor..sebat &lt;?&lt;span&gt;&lt;span&gt;eden&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; kazanır. Ben de buna büyük ölçüde katılmakla beraber, ABD ve Avrupa ölçeğindeki araştırmalardan sağlanan bulguların her zaman Türkiye gerçekleriyle örtüşmeyebileceğine de dikkat çekmek istiyorum. Biraz sonra yazarın görüşlerini daha detaylı özetleyeceğim ama&amp;nbsp; Türkiye gibi, şirketlerin çoğunun hala yerel olduğu, dolayısıyla büyüklüklerinin (hem ciro, hem coğrafya, hem eleman sayısı olarak) göreceli küçük olduğu, sığ bir iş pazarında bulunduğunuz yerde sebat etmek her zaman sizin yükselebileceğinizi garanti etmiyor. Bir defa iş katmanları daha sınırlı olduğu için müsait iş pozisyonlarının&amp;nbsp; sayısı sınırlı, ayrıca genç bir nüfusa sahip olmamızdan ötürü çalışanlar da&amp;nbsp; genç, yani emeklilikle boşalan pozisyon sayısı da&amp;nbsp;sınırlı; dolayısıyla &lt;span&gt;&lt;span&gt;eğer&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; orta-küçük ölçekli bir Türk şirketinde iseniz ilerleme fırsatlarınız&amp;nbsp; büyük olmayabilir. Ama çok uluslu global şirketler gündeme geldiğinde veya konglomerat türü bir çok endüstride faaliyet gösteren, kurumsallaşmış büyük Türk şirketleri söz konusu olduğunda yazarın aşağıdaki görüşlerine katılıyorum.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bayan Hamori'ye göre yöneticilerin iş değiştirme konusunda sıklıkla inandıkları ama doğru olmayan dört önemli yanılgı var:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;1. yanılgı:&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt; &lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;İşten işe sıçrayanlar (job-hoppers)&amp;nbsp; daha hızlı ilerler&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;: Araştırmalar tersini söylüyor... Yazarın ABD ve Avrupadaki önde gelen 1001 CEO&amp;nbsp; üzerine yaptığı bir araştırma bunların ortalamada kariyerlerinde en çok 3 işverenle çalıştıklarını gösteriyor. Bu CEO ların dörtte biri tüm kariyerlerini aynı şirkette geçirmişler! Yazar CEO olmayan, orta üst kademe yöneticileri üzerine yaptığı çalışmada da benzer sonuçlar elde etmiş. Uzun süre aynı işyerinde çalışanların daha iyi kariyere sahip olması olgusunun&amp;nbsp;en önemli&amp;nbsp;nedeni işverenin&amp;nbsp; bu tür yöneticisini daha iyi tanıması ve içerden yapılan atamaları dışardan eleman almaya göre&amp;nbsp;daha az riskli&amp;nbsp;bulmasıdır diyebiliriz. Bizde bunun en iyi örneği Koç Holding'dir sanıyorum. Hemen tüm CEO ları hatta genel müdürleri kendi&amp;nbsp; kadrolarından olan,&amp;nbsp;uzun yıllar grupta çalışmış ve yükselmiş kişilerdir. Ama bu sonuça ulaşmak için ciddi bir yönetici havuzunuzun olması, onları yükseltebileceğiniz farklı görev yerlerinin bulunması gerekiyor. Eleman bulma şirketlerinin de yerleştirme yapacakları pozisyonlara aday ararken en çok 2 veya 3 işverenle çalışmış, tercihan 10 yıl bir işverenle çalışıp, 3 yıl bir başkasına gitmiş ve sonra gene 8 yıl bir üçüncü işverende çalışmış&amp;nbsp; türden &quot;istikrarlı&quot; yöneticilere daha güvendikleri şeklinde bulgular var.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;2. Yanılgı:&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;&amp;nbsp;&lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Yapacağım değişiklik mutlaka yukarı doğru olmalı&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;: İster aynı grup içinde, ister bir başka şirkete olsun yapacağınız bir iş değişikliğinin illa pozisyon yükselmesi (promotion) şeklinde olması gerekmiyor. Gerçekte bu tür değişikliklerin pek çoğu yatay değişikliklerdir.Evet yatay bir değişiklik yaparken de ünvanınız değişebilir, daha fazla sorumluluk yüklenebilirsiniz, daha büyük şirkette benzer bir pozisyona sıçrayabilirsiniz. Bu tür yatay değişiklikler kariyerinizde bir zayıflık anlamına asla gelmez. İyi düşünülmüş doğru adımlar atıldığında bu tür değişiklikler size daha çok tecrübe, daha fazla sorumluluk ve yetki kazandırır, hatta farklı endüstrilere yapılacak yatay geçişler sizin tecrübe kazanmanıza ve kariyerinizin zenginleşmesine yardımcı olacaktır. Batıda&amp;nbsp; yöneticilerin farklı görev alanlarına yatay geçiş yaptıklarını da görüyoruz böylece cross-functional tecrübe kazanıyorlar. Asla ünvanlara kapılmayın, kararınızı verirken bu değişikliğin size uzun vadede ne katkı yapacağını düşünün.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;3. Yanılgı:&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;&amp;nbsp;&lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Büyük balık büyük&amp;nbsp;havuzda yüzer&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt; (bizim &quot;boğulacaksan büyük denizde boğul&quot; sözü gibi):&amp;nbsp;Araştırmalarda büyük şirketlerde çalışırken iş değiştiren yöneticilerin genellikle daha küçük şirketlere geçtikleri görülüyor. Yazar araştırmasında&amp;nbsp; Fortune'nın en beğenilenler listesindeki şirketlerde çalışan yöneticilerden iş değiştirenlerin %64 ünün bu listede yer almayan şirketlere transfer olduklarını gözlemlemiş. Aslında yöneticiler çalıştıkları büyük işverenin adını ve orda kazandıkları tecrübeyi görece daha küçük yeni işverenlerinde&amp;nbsp; &quot;nakte&quot; dönüştürüyorlar. Büyük şirketlerde kariyerinizin başlangıç yıllarını geçirmeniz size artı bir değer kazandırıyor, ama bu değeri ve tecrübeyi değerlendirme adına değişiklik yaparken bunun kariyer fırsatı olarak doğru bir adım olmasına çok dikkat etmelisiniz. Sadece ünvan veya yüksek bir ücret sizi böyle bir sıçramaya teşvik etmemeli, unutmayın ki büyük şirkette yıllarca çalışarak kazandığınız&amp;nbsp; avantajı sadece bir kere kullanabilirsiniz. Küçük bir şirkete geçerken yanlış bir karar verdiyseniz tekrar büyük şirketlere dönemeyeceğiniz gibi, başka şirketlere giderken de&amp;nbsp; artık büyük şirkette çalışan eleman niteliği taşımıyor olacaksınız.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;4. Yanılgı:&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;&amp;nbsp;&lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Kariyer ve Endüstri (Sektör) değiştirmek zarar getirir&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;: Yine araştırmalara bakınca&amp;nbsp; yapılan değişikliklerin %29 unun bir başka sektöre ve %23 ünün de aynı sektörde bir başka segmente ( bankadan tüketici finansmanı şirketine gibi)&amp;nbsp; olduğunu görüyoruz. Bir sektörde elde ettiğiniz deneyimlere ve bilgi birikimlerine veya o sektörün size kazandırdığı disiplin ve görgüye çoğunlukla başka sektörlerin de ihtiyacı vardır. Örneğin pazarlama deneyimi arayanların en çok itibar ettikleri işveren P&amp;amp;G dir. P&amp;amp;G kökenli pazarlama deneyimli yöneticiler&amp;nbsp; tüketim malı konusunda çalışmayan ama iyi pazarlama bilgisi arayan bir çok sektör için öncelikle tercih edilen adaylardır. Dolayısıyla iş ararken sizin sahip olduğunuz bilgi ve tecrübeye ihtiyaç duyan farklı sektörlere bakmanızda yarar var. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Kısaca söylemek gerekirse iş değişikliği kararlarını verirken genel geçer yargıları bir tarafa bırakıp, diğer insanların varsayımlarına itibar etmeyip kendi beklentilerinize ve&amp;nbsp;kariyer planı hedeflerinize en uygun olan seçimi yapmanız, bunu yaparken de tüm yanlarıyla seçiminizi irdelemeniz, eleştirmeniz yerinde olacaktır. Benim 30 yıllık iş hayatımda gözlemlediğim, özellikle genç ve yeni yöneticilerin sudan sebeplerle iş değiştirerek kariyerlerini ciddi risklere sokmalarıdır. Hele günümüzdeki koşullarda,&amp;nbsp; doğru bir işverende çalışıyorsanız, kariyerinizin ilk yıllarını bir öğrenme ve deneyim kazanma dönemi olarak algılamanız yerinde olur. &lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt&quot;&gt;&lt;p&gt;&lt;FONT size=3 face=&quot;Times New Roman&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/FONT&gt;&lt;/p&gt;&lt;/P&gt;</description>
            <pubDate>Fri, 11 Mar 2011 16:36:01 +0100</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>İşbirliği Nasıl Sağlanır?</title>
            <link>http://www.donusumuyonet.com/yonetiyorum/i-birli-i-nas-l-sa-lan-r-</link>
            <description>&lt;H3 style=&quot;MARGIN: 1em 0in; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=4&gt;İşbirliği Nasıl Sağlanır? &lt;?&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/H3&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Bir işyerinde yürütülen herhangi bir dönüşüm projesinin başarısı öncelikle çalışanlar arasında işbirliğini (collaboration) sağlamakla mümkündür. Fakat bunu sağlamak hiç de kolay bir şey değildir. İşte bugün işbirliğinin nasıl sağlanacağı konusunda Cisco'nun CEO su John Chambers'in 2001 de şirketin başına geldiği zaman başlattığı büyük dönüşüm projesindeki deneyimlerinden bahsedeceğim. Chambers dot.com balonu patlayıp da Cisco'nun 460 milyon dolarlık değeri borsada eriyip gittiği sırada işbaşına gelmişti. Öncülük ettiği dönüşüm projesiyle 2002 den itibaren Cisco'nun gelirleri %90 arttı, karlılığı yükseldi. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Morten Hansen&amp;nbsp; HBR'ın &lt;EM&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&quot;The Conversation&quot;&lt;/SPAN&gt;&lt;/EM&gt; bloguna 4 Mart 2010 da yazdığı yazıda Chambers'in Cisco'da işbirliğini arttırabilmek için oluşturduğu &lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;beş ilkeden&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt; bahsediyor. Nedir bu beş ilke veya dönüşümün üzerine inşa edildiği beş direk:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;1- Liderlik biçimini değiştir&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;: Eğer emir-komuta esasına göre yürüyen bir liderlik varsa işbirliği sağlanamaz. İşbirlikçi lider diğerlerini karar alma süreçlerine dahil eder, fikirleri dinler, gerektiğinde taviz verir, ortak payda arar....&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;2- Teşvikleri değiştir&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;: Eğer bireysel başarıları ödüllendirmeye devam edersen işbirliği ortamı sağlama umudundan vazgeçebilirsin. Yönetim ekiplerini ekip olarak ödüllendirecek bir performans sistemi kurmalısın. Chambers tepe yöneticlerine bunu söylediğinde %15i işi bıraktı ama bu kötü bir şey değil! Elinizde herhangi bir yönetici değil işbirliği yapan yöneticiler olmalı.&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;3- Yapıyı değiştir:&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;&amp;nbsp; Organizasyon şemanız sizi silolar halinde çalışmaya yönlendirecek şekilde dizayn edilmiş ise sonuçta silolarınız olur! Fonksiyonel bir yapı oluşturun ( pazarlama, satış, imalat gibi) ama bunlar arasında işbirliğini sağlayacak &lt;EM&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;cross-functional&lt;/SPAN&gt;&lt;/EM&gt; komiteler, çalışma grupları da oluşturun. Her grup bir yeni pazar fırsatını gerçekleştirmekten sorumlu olsun.&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;4- Çalışma şeklini değiştir:&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt; Bu gruplarda işbirliği ortamını sağlamak için önce bir &lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;vizyon&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt; geliştirin, üç yıl sonra nasıl bir başarı hedefliyorsunuz tarif edin...sonra bunu gerçekleştirmek için farklı bir &lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;strateji &lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;oluşturun, bu pazar koşullarında bu hedefe ulaşabilmek için neyi nasıl yapmalıyız nasıl kazanırız? Bunu belirledikten sonra da &lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;icraat&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;a geçin, kim neyi önümüzdeki 12-18 ay içinde yapacak...Böylece tüm ilgili fonksiyonların kulanacağı ortak bir dil oluşacak.&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;5- Sosyal medya araçlarını kullan:&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt; Birçok şirkette oluşturduğunuz grupların üyesi olan insanlar farklı ortamlarda çalışıyorlar, hatta farklı şehirlerde dahi olabiliyorlar...bu fiziki ayrışmayı ortadan kaldıracak teknolojik imkanları seferber edin, insanlar fiziken değil ama sanal olarak kolayca biraraya gelebilmeli...Bu yapılabilirse (ki bugünkü teknolojik imkanlarla çok kolay vede çok ucuz) farklı fonksiyonlar arasında gruplar oluşturuken coğrafi farklılıkları hiç kaale almadan rahatça takım kurabileceksiniz.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bu yöntemi anlattıktan sonra Morten Hansen yöntemle ilgili iki önemli risk faktörüne de dikkat çekiyor. Birisi yöneticilerin iş yükünün çok artması, bir yönetici birden çok komitede takımda çalışmaya başlayınca verim kaybedebiliyor. İkincisi aşırı işbirliği riski, ki bu da kaosa yol açabiliyor. Ama işte burada tepedeki yöneticinin liderin işlevi öne çıkıyor, nereye kadar gidilecek nerede dur denecek onu lider söylemeli. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Sonuç itibariyle her durumda kullanılabilecek tektip bir çözümden bahsetmiyoruz, her dönüşüm projesi kendi doğrularını bulmak zorunda....&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;EM&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Yukarda alıntıladığımız Morten Hansen'in &quot;Collaboration: How Leaders Avoid the Traps, Create Unity and Reap Big Results&quot; isimli ilginç bir kitabı var, kendisi Californiya Üniversitesinde ve INSEAD da profesördür...&lt;/SPAN&gt;&lt;/EM&gt; &lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt&quot;&gt;&lt;p&gt;&lt;FONT size=3 face=&quot;Times New Roman&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/FONT&gt;&lt;/p&gt;&lt;/P&gt;</description>
            <pubDate>Fri, 11 Mar 2011 16:33:55 +0100</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>Kendini Yönetmek</title>
            <link>http://www.donusumuyonet.com/yonetiyorum/kendini-y-netmek</link>
            <description>&lt;H3 style=&quot;MARGIN: 1em 0in; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=4&gt;Kendini Yönetmek &lt;?&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/H3&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Yönetim bilminin babası diyebileceğimiz Peter F. Drucker'ın (1909-2005) yüzlerce makalesi arasından biri var ki bence yönetici olmanın ötesinde insan olma anlamında bir başyapıt. &lt;STRONG&gt;&lt;I&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&quot;Managing Oneself&quot;&lt;/SPAN&gt;&lt;/I&gt;&lt;/STRONG&gt; isimli bu makaleyi Drucker 1999 da HBR da yayınladı ve HBR ın en iyileri arasında yerini aldı, birçok kez yeniden basıldı. Internette bir çok web sitesinde reprödüksüyonu olan makalenin ingilizce aslına &lt;/FONT&gt;&lt;A href=&quot;http://academy.clevelandclinic.org/Portals/40/managingoneself.pdf&quot;&gt;&lt;B&gt;&lt;FONT color=#4386ce size=3&gt;şu linkten&lt;/FONT&gt;&lt;/B&gt;&lt;/A&gt;&lt;FONT size=3&gt; ulaşabilirsiniz. Yöneticiliğinizin ne kadar erken safhasında bunu okursanız ve özümserseniz bence o kadar yararlı...Öyle ki, bana sorarsanız iş idaresi okullarında (hatta tüm okullarda) okulu bitirmeden her öğrenciye bunu okutmalılar...&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Tabii size burada tam bir tercüme sunacak değilim, aslında bu makale hakkında birçok blogda yazılar yayınlanmış Fatih Şengül kendi blogunda iki bölüm halinde tam bir çevirisini yayınlamış,&amp;nbsp;Türkçe okumak istiyorsanız &lt;/FONT&gt;&lt;A href=&quot;http://fatihsengul.wordpress.com/2009/07/17/kendini-yonetmek-peter-drucker-bolum-1/&quot;&gt;&lt;B&gt;&lt;FONT color=#4386ce size=3&gt;buradan&lt;/FONT&gt;&lt;/B&gt;&lt;/A&gt;&lt;FONT size=3&gt; deneyin.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Makaleden bazı dikkatimi çeken hususları, bizzat okurken altını çizdiklerimi&amp;nbsp;buraya da&amp;nbsp;taşımak istiyorum:&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt; 
&lt;UL type=disc&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Önemli bir karar aldığınızda veya önemli bir eyleme giriştiğinizde ne olmasını bekliyorsanız onu bir yere yazın ve 12 ay sonra gerçekleşenlerle beklentinizi karşılaştırın....bu basit yöntem birkaç yıl içinde size hangi yönlerinizin kuvvetli olduğunu gösterecek. Nerelerde yetkin değilsiniz öğreneceksiniz, hangi konularda hiç beceriniz yok&amp;nbsp;anlayacaksınız. Böylece güçlü yanlarınız üzerine yoğunlaşabilir, bu güçlü yanlarınızı daha da geliştirebilir, eksiklerinizi tamamlayabilirsiniz. Yine bu yöntemle kötü alışkanlıklarınızdan da kurtulabilirsiniz. &lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Kendinizle ilgili bilmeniz gereken ilk şey &quot;okuyucu&quot; mu &quot;dinleyici&quot; mi olduğunuzu anlamaktır. &lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Kendinizle ilgili bilmeniz gereken ikinci şey ise nasıl öğrendiğinizdir...Okuyarak mı, yazarak mı, dinleyerek mi? Gerçekten de belki bir düzine farklı öğrenme yöntemi var. &lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Kendinize şunu da sorun; insanlarla birarada&amp;nbsp; iken mi, yoksa yanlız başıma iken mi daha verimli çalışıyorum? Eğer başkalarıyla beraber daha iyi çalıştığınızı düşünüyorsanız hangi ilişki düzeyinde olduğunu da sorgulayın, bazı insanlar ast olarak verimlidir ama en tepedeki adam olunca verimli olamazlar. &lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Nasıl sonuç üretiyorsunuz, karar veren rolünde iken mi, yoksa danışman rolündeyken mi? Birçok insan karar verme sorumluluğunu alamaz, o yükü taşıyamaz; ama birçok insan da kendilerini düşünmeye, sorgulamaya sevkedecek bir danışmana ihtiyaç duyar. &lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Performansınız stres altındayken mi daha yüksektir, yoksa öngörülebilir ve düzenli ortamlarda çalışırken mi daha iyi sonuç alırsınız? &lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Büyük devasa&amp;nbsp;örgütlerde mi daha etkinsiniz yoksa küçük yapılanmaların içinde mi verimli olursunuz? &lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Sonuçta kendinizi değiştirmeye çalışmayın başaramazsınız, ama üstün taraflarınızı geliştirebilirsiniz ve verimsiz olduğunuz alanlarda, koşullarda çalışmaktan&amp;nbsp; kaçınabilirsiniz. &lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Kendinizi yönetmek için &quot;benim değerlerim nelerdir?&quot; diye kendinize sorun. Burada kastedilen ahlaki değerler değil, onlar herkes için aşağı yukarı aynıdır. Kastedilen sabah aynaya baktığınızda nasıl bir insan görmek istediğinizle ilgilidir. &lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;İnsanlar gibi örgütlerin de değerleri vardır. Bir örgütün içinde verimli olabilmek için bireyin değerleri ile örgütün değerleri örtüşmelidir. Aynı olamasa bile bu değerler birlikte varlığını sürdürebilmelidir. &lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Az sayıda insan nereye ait olduğunu erken yaşlarda bilebilir. Çoğunlukla insanlar nereye ait olduklarını 20 li yaşlarının ikinci yarısında anlayabilirler. Ama yine de bu zamana kadar şu üç soruya cevap verebilmiş olmalılar: güçlü yanlarım neler, nasıl verimli olabiliyorum ve değerlerim nelerdir. Bu cevapları verdiklerinde ait oldukları yeri bulacaklardır, ya da en azından nereye ait olmadıklarını bileceklerdir. &lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Başarılı kariyerler planlanmaz. Bireylerin kendi güçlü yanlarını, çalışma şekillerini ve değerlerini bilmelerine paralel olarak önlerine çıkacak fırsatlara hazırlanmalarıyla kariyerleri de şekillenir. &lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;İnsanların çoğu &quot;ben nasıl bir katkıda bulunmalıyım?&quot; sorusunu sormamıştır. Onlara katkı yapmaları söylenmiştir ya yaptıkları iş onların ne/nasıl katkı yapacaklarını belirlemiştir veya amirleri bunu onlara dikte etmiştir. Özellikle bilgi işçileri &quot;benim bu işe&amp;nbsp;katkım ne olmalı&quot; diye sormalıdır, bunu cevaplamak için de&amp;nbsp; şu soruların cevaplarını bulmalıdır: Koşullar neyi istiyor? Kendi güçlü yanlarım dikkate alındığında, iş yapma şeklim ve değerllerim göz önüne alındığında&amp;nbsp; bu beklentiye en iyi şekilde nasıl cevap verebilirim? Ve nihayet hangi sonuçlara ulaşırsam bir fark yaratmış olurum? &lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Kendinizle, işinizle ilgili plan yaparken çok uzaklara bakmayın! İyi bir plan çoğunlukla 18 aydan daha uzun bir süreyi içermez. Dolayısıyla yukardaki soruyu şu şekle de sokabiliriz: Önümüzdeki bir buçuk yıl içinde nerede ve nasıl sonuçlar almalıyım ki bir fark yaratmış olayım? &lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Kendini yönetmek, ilişkilerinizin sorumluluğunu bizzat kendinizin almanızı gerektirir. Bu kavramın iki parçası var. İlki şudur, diğerlerinin de en az kendinizin olduğu kadar birer birey olduğunu kabul edeceksiniz. Onların da güçlü yanları var, iş yapma biçimleri var, değerleri var. Dolayısıyla verimli bir ilişki için onların güçlü yanlarını, iş yapış şekillerini ve değerlerini bileceksiniz. Bu basit bir şey gibi gözükebilir ama herkes her zaman uygulamıyor. Örneğin ilk amiri okuyarak anlayan bir kişi olduğu için ilk işinde raporlar yazması konusunda eğitilmiş bir kişi, yeni amiri dinleyerek anlayan bir adam olmasına rağmen hala raporlar yazarak meramını anlatmaya çalıştığında sonuç alamayacaktır, zira yeni amiri o yazılanları okumaya üşenmektedir. Amir de organizasyon şemasındaki bir ünvandan ibaret değildir, o da bir bireydir ve kendi iş yapış şekli vardır. Aynı şey birlikte çalıştığınız iş arkadaşlarınız için de geçerlidir. İlişki sorumluluğu kavramının ikinci parçası ise&amp;nbsp;iletişim kurma sorumluluğudur. İnsanlar birlikte çalıştıkları insanların ne yaptığını, nasıl yaptığını, neye odaklandıklarını bilmezler ama bunu sormazlar veya onlara söylenmez de. Bir ilişkide taraflar diğerine ben bu işi böyle yaparım, bunlar benim değerlerimdir, benim katkı yapmak üzere odaklandığım konular ve ulaşmayı amaçladığım hedefler şunlardır diyebildiklerinde ilişkiler çok daha verimli olacaktır. İnsanlar birbirini anladığında aralarında güven oluşmaya başlar. &lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Çoğumuzun yaptığı iş bilgi işidir. Kırk yaşından sonra bilgi işçileri tükenmezler ama sıkılırlar! Yöneticilerin çoğu 45 yaşına geldiğinde mesleki kariyerinin de tepe noktasına ulaşmıştır. Artık işten tatmin duymuyorlar, katkı yapmıyorlar, yeni bir şey öğrenmiyorlar, ama önlerinde 20-25 yıl daha var. Dolayısıyla kendini yönetmenin ikinci adımı ikinci bir kariyere başlamaktır diyebiliriz. &lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;İkinci bir kariyere başlamanın da üç yolu var. Biri gerçekten yeni bir kariyere başlamak, 45 inden sonra hukuk okuyan insanlar yok mu? İkinci yol paralel bir kariyer geliştirmek. Bildiğiniz işte tam zamanlı veya part-time çalışmaya devam ederken, bir yandan da genellikle bir sivil toplum kuruluşunda&amp;nbsp; paralel bir kariyer yapmaya başlayabilirsiniz, en fazla haftada 10 saatinizi alır. Üçüncüsü ise sosyal girişimciliktir. Bu insanlar yaptıkları işi severler ama artık onlar için tatmin edici değildir. Daha az gayretle istenenleri kolayca yapmaktadırlar. Dolayısıyla yeni bir faaliyet başlatırlar, bu&amp;nbsp; kar amaçlı olabilir de olmayabilir de. Şunu söyleyelim ki ikinci hayatlarını yönetebilenler malesef azınlıktadırlar, çoğunluk daha iş başındayken emekli olur, gerçek emekliliğine kadar yılları sayarak bekler durur. İkinci hayatınzı yönetebilmenin önemli bir ön şartı var, buna çok önceden hazırlanmalısınız. Gönüllü çalışmalara 40 yaşına gelmeden hiç başlamadıysanız, 60 ınıza geldiğinizde aniden başlamayı beklemeyin yapamazsınız. &lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt; 
&lt;LI style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9; COLOR: #204063; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list .5in&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Kendini yönetmek her bilgi işçisinin bir CEO gibi düşünüp davranmasını gerektiriyor. Genellikle tüm toplumlarda örgütlerin bireylerden uzun ömürlü olduğu &lt;?&lt;span&gt;&lt;span&gt;kabul&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; edilir ama günümüzde bunun tersi doğrudur&amp;nbsp; bilgi işçileri örgütlerden daha uzun ömürlüdür ve mobildir. Dolayısıyla kendini yönetme ihtiyacı insan ilişkileri için bir devrim niteliğindedir. &lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/LI&gt;&lt;/UL&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063; mso-ansi-language: DE&quot; lang=DE&gt;Ne kadar doğru şeyler değil mi? Lütfen bu makaleyi bulun ve dikkatle okuyun, hatta varsa genç çocuklarınıza, yanınızda çalışan genç &quot;bilgi işçilerine&quot; okutun, hocaysanız öğrencilerinize okutun....&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;Kısacası Kendinizi Yönetin!! &lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/P&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt&quot;&gt;&lt;p&gt;&lt;FONT size=3 face=&quot;Times New Roman&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/FONT&gt;&lt;/p&gt;&lt;/P&gt;</description>
            <pubDate>Fri, 11 Mar 2011 16:32:54 +0100</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>Organizasyonlar Yaşayan Organizmalardır</title>
            <link>http://www.donusumuyonet.com/yonetiyorum/organizasyonlar-ya-ayan-organizmalard-r</link>
            <description>&lt;H3 style=&quot;MARGIN: 1em 0in; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=4&gt;Organizasyonlar Yaşayan Organizmalardır &lt;?&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/H3&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;EM&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;&quot;strategy+business&quot; Dergisinin nisan 2010 sayısında Art Kleiner'in bir makalesini ilginç ve faydalı buldum ve&amp;nbsp;okurken altını çizdiğim bölümleri sizlerle paylaşmak istedim:&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/EM&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;FONT size=3&gt;Son 30 yılda&amp;nbsp; yönetim bilimciler organizasyonların (&lt;EM&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;ya da &quot;örgütlerin&quot; diyelim de&amp;nbsp;Türkçe olsun&lt;/SPAN&gt;&lt;/EM&gt;) bir makineden ziyade, öngörülemeyen, kendini yöneten herhangi bir canlı organizmaya benzediğini düşünmeye başladılar. Böyle bakıldığında herhangi bir lider için karşılaşacağı en öncelikli örgütsel kazanım mücadelesi (&lt;EM&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;bu deyimi challenge için uydurdum Türkçe'de karşılığı tam yok bazen meydan okuma deniyor ama&amp;nbsp; hep o anlamda kullanılmıyor ki&lt;/SPAN&gt;&lt;/EM&gt;) bir ebeveynin önündeki kazanım mücadelesine benzetilebilir; gözetiminiz altındaki bu yaşayan varlığı iyi bir şekilde anlamalısınız ki, onun üretken bir şekilde gelişmesini ve değişmesini sağlayabilesiniz.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bu benzerliği daha iyi kavramak için&amp;nbsp; insan vucudundaki biyolojik dolaşım sistemleri ( &lt;?&lt;st1:State w:st=&quot;on&quot;&gt;&lt;span&gt;kan&lt;/span&gt;&lt;/st1:State&gt; dolaşımı, sinir sistemi ve kimyasal sistemler gibi) ile örgütlerdeki bilgi dolaşımı arasında paralellikler kurabiliriz. Tıpla, biyoloji ile&amp;nbsp;ilgili bilim adamları, canlıların vücudundaki kardiyovasküler sistem, sinir sistemi, hormonal sistem ve diğer biyolojik sistemlerin kimyasal ve elektrik sinyalleri değiş tokuşu yolu ile&amp;nbsp;canlının tüm organları&amp;nbsp;arasında iletişimi sağlayan böylece sistemin sağlıklı bir şeklilde yaşamaya devam etmesi için çok gerekli olan hayati iletişim ağları olduğunu anlatıyorlar. Benzer şekilde iş yaşamında da dört benzer sistem var ki bunlar sayesinde örgütler biribirleri ile ve içlerinde haberleşiyorlar ve farklı iletiler taşıyorlar:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;1- &lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Hiyerarşi:&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt; yetki mesajlarının dolaşım sistemidir, tepe yöneticiden aşağı ve yukarı (hissedara veya sahiplere) uzanır bunu kas yapısına benzetmek yanlış olmaz.&lt;BR&gt;2- &lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Bilgi Ağı&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;: İnsanlar arasında kolayca akıp giden dedikodu, yönlendirme, fırsatlara dair haberler bu ağı oluşturur. Bu ağ marifetiyle örgütler kendi yetkinliklerini geliştiriler. Çok geniş bir insan grubu arasında çalışan bu ağı sinir sistemine benzetmek mümkündür.&lt;BR&gt;3- &lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Piyasa:&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt; Bir örgütte ve onun değer zinciri içinde&amp;nbsp;mal, hizmet ve paranın değiş tokuş edildiği ağdır. Alınıp satılabilen ve nihayetinde müşteriye ulaşan herşeyin içinde aktığı hayati&amp;nbsp;bir sistem olduğuna göre bu da kardiyovasküler sisteme benzetilebilir.&lt;BR&gt;4- &lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Klan &lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;her örgütün görünür yüzeyinin altında akan ailevi veya cemaatimsi bir dolaşım sistemidir. Merkezinde en önemli kişiler yer alır ve örgütün şirket kültürünü, davranış biçimini&amp;nbsp;belirler.&amp;nbsp; Bunu da hormonal sisteme benzetmek mümkündür.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bir şirketi kısmen veya tamamen değiştirmeye teşebbüs ettiğinizde&amp;nbsp; bu sistemlerle karşılaşmanız kaçınılmazdır. Şimdi bunlara biraz daha yakından bakalım:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Hiyerarşi:&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;&lt;BR&gt;Çoğunlukla insanlar hiyerarşiyi bir organizasyon şemasındaki kutucuklar ve onları birbirine bağlayan çizgilerden ibaretmiş gibi görseler de aslında hiyerarşi bir örgütün genişlerken organize kalabilmesini sağlayan bir iletişim dilidir. Hiyerarşileri etkili bir şekilde&amp;nbsp;oluşturabilmek için sistemin yapısını ve tasarımını iyi bilmek gerekir. İnsanların kendilerini rahat hissedecekleri ve katkı üretebilecekleri şekilde katmanlar ve raporlama ilişkileri dizayn edilmelidir. İyi tasarlanmış bir hiyerarşik yapıda insanlara tanınan yetkilerin düzeyi onların bilişsel (cognitive) becerileri ile tutarlı olmalıdır. Bu yetileri geliştikçe insanlar sistem içinde yükselebilmelidirler.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Bilgi Ağı:&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;&lt;BR&gt;Bir örgüt içindeki anahtar konumdaki kişiler, insan ilişkileri içinde şu üç&amp;nbsp; rolden birini oynayarak etkili olurlar:&lt;BR&gt;- &lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Aktarma Noktası&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;: (hub)&amp;nbsp;bu tür insanlar çok sayıda başka insanla temas etmek suretiyle bilgi akışında önemli merkez noktalardan biri haline gelirler,&lt;BR&gt;- &lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Gözcüler&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;: (gatekeepers) Örgütün bir&amp;nbsp;katmanına veya bir noktasına&amp;nbsp;erişim için gerekli bağlantıya sahiptirler ve oraya olan erişimi kontrol ederler&lt;BR&gt;- &lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Nabız Tutucular&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;: (pulsekeepers) bakış açıları, uzakgörüşlülükleri dolayısıyla seçkin bir grup için gerekli bağlantılara sahiptirler&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;İşte bir örgütte önemli değişimler sağlamak örgütün etkinliğini arttırabilmek için&amp;nbsp;örgütteki insanların hizalandırılma (alignment) ve yerlerininin değiştirilme sürecinde, onları uygun olacakları bu üç önemli rolden birine&amp;nbsp;doğru şekilde oturtabilmek sayesinde mümkün olur. Doğru kişiler doğru rolleri üslendikçe örgütteki bilgi akışı verimli hale gelir. Bilgi ağını iyileştirmeden bir örgütü iyileştiremezsiniz.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Piyasa Odaklı İşakışı:&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;&lt;BR&gt;Bir örgütte hiyerarşi kanalı ile ne tür komutlar gelirse gelsin, bilgi ağı ne ölçüde etkin çalışırsa çalışsın, örgütün başarısı son tahlilde&amp;nbsp; para, mal ve hizmetin müşteri yararına eldeğiştirmesindeki etkinliğe bağlıdır.&amp;nbsp; Aslında örgüt içindeki iş akışının her safhasındaki ilişkilerde bir piyasanın varlığından&amp;nbsp;zımnen de olsa&amp;nbsp;bile bahsedebiliriz. Biri (yada şirketin bir birimi) diğerine&amp;nbsp; bir mal veya hizmet sağlar ve diğeri bunun bedelini öder (en azından bütçesindeki bir faslı kulanarak). Ve her alışverişte olduğu gibi bu ilişkide de&amp;nbsp;alıcı ödediğim bedele aldığım mal yada hizmet değdi&amp;nbsp;mi diye düşünecektir. Birçok şirket kendi&amp;nbsp;içindeki bu alışveriş makenizmalarını prosedürler ve prosesler geliştirerek düzenlemeye çalışır. Ama tıpkı kardiyovasküler sistemde olduğu gibi sistem içinde zaman zaman tıkanmalar olabilir. Bunu önlemenin caresi&amp;nbsp;tıpkı insanoğlunun yaptığı gibi düzenli bir egzersiz programı izleyerek fit kalabilmektir. Yalın yönetim vb. sistemler aslında bu amaçla geliştirilmiş araçlardır, Japonların &quot;muda&quot; dediği verimsizlik veya israf unsurlarını sistemden temizlemek akışı hızlandırır organizmayı canlı ve dinamik tutar.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica&quot;&gt;Klanlar:&lt;/SPAN&gt;&lt;/STRONG&gt;&lt;BR&gt;Hemen her şirkette çalışanlar karar alırken bazı başka kişilerin ne istediğini düşünerek/gözeterek hareket eder. &quot;Mehmet Bey bu konuda ne düşünür?&quot;, &quot;Bu kararı alırsam Ali Bey sorduğunda ne diyeceğim?&quot; gibi bir içsel sorgulama hatta&amp;nbsp;sınırlama ister istemez her örgütte çalışır. Rasyonel karar &lt;span&gt;&lt;span&gt;alma&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; yerine çoğu kez bu kısa yol izlenir ve şirketin çekirdeğini oluşturan kişilerin algılanmış istekleri ve öncelikleri göz önünde tutulur. Çekirdek grupta kimlerin olduğu şirkete göre değişir. Bazen CEO, bazen patron,&amp;nbsp;bazen yerel bir müdür, bazen sendika başkanı, bu rolde olabilir. Tıpkı ailede veya bir cemaatte olduğu gibi, örgütler de çekirdek kadronun&amp;nbsp; yararına olduğu düşünülen menfaatler için çalışırlar. Ve işte tam da bu nedenle&amp;nbsp; CEO nun gerçekten ne düşündüğü, ne istediğini örgütle doğru şekilde paylaşılması çok önemlidir. CEO nun önceliği değişmiş ise, bu değişikliğin tüm örgütçe doğru ve hızlı bir şekilde algılanmasını sağlamak elzemdir. Aksi halde bazı hormonları az yada çok salgılanan bir canlı gibi, örgüt bazen gereksiz yere hızlı koşup yorulur, bazen&amp;nbsp; bitkin düşüp gerekli aksiyonu almakta geç kalır.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Sonuç itibariyle, bir örgütte etkili bir değişim&amp;nbsp; uygulaması başlatabilmek için bu dolaşım sistemlerini iyi kavramak ve düzgün çalıştırmak gerekiyor. &lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt&quot;&gt;&lt;p&gt;&lt;FONT size=3 face=&quot;Times New Roman&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/FONT&gt;&lt;/p&gt;&lt;/P&gt;</description>
            <pubDate>Fri, 11 Mar 2011 16:30:51 +0100</pubDate>
        </item>
        <item>
            <title>Tatil mi yapıyorsun... ne ayıp!!!</title>
            <link>http://www.donusumuyonet.com/yonetiyorum/tatil-mi-yap-yorsun-ne-ay-p-</link>
            <description>&lt;H3 style=&quot;MARGIN: 1em 0in; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=4&gt;TATİL Mİ YAPIYORSUN NE AYIP!! &lt;?&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/H3&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt; BACKGROUND: #f7f0e9&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-FAMILY: Helvetica; COLOR: #204063&quot;&gt;&lt;FONT size=3&gt;Ben iş hayatına ilk başladığımda Türkiye'de yöneticilerin yıllık izin kullanması pek de olağan karşılanan bir davranış değildi...Bu bakış açısının özellikle bazı Türk şirketlerinde büyük ölçüde hala devam ettiğini söylemek mümkün. Geçenlerde HBR bloglarında yer alan bir yazıda benzer durumun Amerikalı yöneticiler için de geçerli olduğu söyleniyordu. Online seyahat şirketi Expedia'nın ABD de yaptığı bir araştırmada&amp;nbsp; Amerikalı çalışanların %34 ünün yıllık izin haklarının tümünü kullanmadıkları ve sadece %10 unun peşpeşe 2 hafta tatil planladıkları görülmüş. Herhalde bizde de bir araşırma yapılsa benzer sonuçlar alınır. Halbuki Avrupalı şirketlerde çalışanlar için yıllık izin adeta kutsal bir haktır ve kimse yöneticinin nasıl olup da tatile çıkabildiğine şaşırmaz. Benim uzun yıllar çalışığım İtalyan şirketinde ilk yıllarda Türkiyedeki Türk yöneticiler olarak biz&amp;nbsp;tatil yapmayı düşünmezken, başta CEO olmak üzere İtalyadaki tüm üst yönetimin her ağustosta en az iki hafta tatile çıktığını görünce nasıl şaşırdığımızı hala hatırlıyorum. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bizdeki bu tatilden kaçınma davranışının arkasında &quot;tatile gidersem&amp;nbsp;&amp;nbsp;sorumluluk duygusuna&amp;nbsp; sahip bir yönetici oluşum&amp;nbsp;sorgulanır&quot;, &quot;ben tatile çıkarsam bunlar herşeyi karıştırırlar nasıl gidebilirim ki&quot;,&amp;nbsp;&quot; işlerin bensiz de yürüdüğünü görmeleri iyi bir şey değil&quot;, &quot;ben yokken kimbilir kimler arkamdan&amp;nbsp;&amp;nbsp;ne işler çevirecek iyisi mi bir yere ayrılma&quot; gibi düşüncelerin rol oynadığını söylemek pek de yanlış olmaz. Öte yandan&amp;nbsp; yine tipik bir yönetici hatası olarak yetki ve sorumlulukların delege edilmeyişi nedeniyle yönetici kendi kendisini tuzağa sokar ve istese de tek yetkili kendisi olduğu için izne çıkamaz...&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Tatil yapmak istediğiniz için suçluluk duymayın, işlerinizi delege edebileceğiniz iyi seçilmiş ve güvenilir yardımcılarınız oldukça tatile gözünüz arkada gitmeyeceksiniz, tatilde işi düşünmek zorunda olmamalısınız, hergün ofisi arayıp işler nasıl diye rapor almamalısınız...biliyor olmalısınız&amp;nbsp;ki şirkette neyin acil ve önemli olduğunu ve nerede&amp;nbsp;size danışılması gerektiğini bilen bir ekibiniz var&amp;nbsp;ve istenildiğinde&amp;nbsp;size erişebilirler..Ama böyle bir ekibiniz yoksa&amp;nbsp; en iyisi siz tatile çıkmayın bir an önce böyle bir ekip oluşturmaya çalışın.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Birlikte çalıştığınız yöneticilerinizi de&amp;nbsp;yıllık izinlerini kullanmaya teşvik edin, çünkü izin kullanıp gelen yöneticinin daha verimli ve daha üretken olduğu bir gerçektir. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Ya siz? Siz tatil yapıyor musunuz? Yapın, bu sizin hem hakkınız, hem de göreviniz. Aileniz için bir görev, şirketiniz için de bir görev.... enerjinizi yenileyip kafanızı boşaltarak 11 aylık yeni bir maratona çıkabilmek için bu izne ihtiyacınız var değil mi? İyi tatiller! &lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt; 
&lt;P style=&quot;MARGIN: 0in 0in 0pt&quot;&gt;&lt;p&gt;&lt;FONT size=3 face=&quot;Times New Roman&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/FONT&gt;&lt;/p&gt;&lt;/P&gt;</description>
            <pubDate>Fri, 11 Mar 2011 16:29:12 +0100</pubDate>
        </item>
    </channel>
</rss>

